uçurum dizisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
uçurum dizisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Uçurum 6. Bölüm Fragmanı izle - 21 Mart
Etiketler:
uçurum,
Uçurum 21 Mart Fragmanı,
Uçurum 6. Bölüm Fragmani izle,
Uçurum Dizi Bölümleri,
uçurum dizisi,
Uçurum Dizisi Fragmanları

Uçurum Dizisi Müzik Sözleri
MASUM KALMAK İÇİN – GRİPİN
Önümüzde uçurum, ardımızda hayat
Son umutlar bakışlarımızı terk etti,
Kapattı gözlerimizi,
Düşerken söylediklerimizi kimse duymadı.
Ne sen ne ben tüm şehir sevişirken,
Masum kalmak için, bizim için,
Yeni bir dünya yarattık keşkelerden
Devamını Oku
Önümüzde uçurum, ardımızda hayat
Son umutlar bakışlarımızı terk etti,
Kapattı gözlerimizi,
Düşerken söylediklerimizi kimse duymadı.
Ne sen ne ben tüm şehir sevişirken,
Masum kalmak için, bizim için,
Yeni bir dünya yarattık keşkelerden
Uçurum'da kim kimdir?
ADEM SIR - 1983 (Mehmet Ali Nuroğlu)
İçe kapanık, kendi dünyasını ele vermeyen, küskün yüzlü, içinde ne fırtınalar koptuğunu okuyabildiğimiz, ama ne olduğunu asla çözemediğimiz adam. Ölümü fazla yakından tanıdığı için artık ondan korkmuyor. Ne İstanbul, ne de savaşta yaşadıkları bir türlü yakasından düşmüyor. Hayatı askerden önce ve sonra diye ikiye ayrılıyor. Askerde başına bir şey gelmiş. ‘o şey’ için ordu ona bir madalya vermiş. Ve evine geri göndermiş. Ama Adem aslında oradan hiç dönememiş. Sadece kendine değil, tüm dünyaya yabancılaşmış. Orda olan biteni kimse bilmiyor. Ama o her neyse, Adem’in içini boşaltmış. Hayatta tekrar bir anlam bulması gerek şimdi. Ama önce kendini affetmeli.
Zaafı: Kendine inancını kaybetti, hatalarını affedemiyor. Kendini affetmek, tekrar yaşamak için tek şansı aslında EVA.
Gücü: Adalet ve koruma duygusu. Kaybedecek bir şeyi olmaması.
ARİF KURTAY – 1962 (Selçuk Yöntem)
Adem’e yardım eli uzatan, iyi niyetli, orta direk aile babası. Berber dükkânı var. Ama burası dükkandan fazlası; Adem ve onun gibiler dertlerini dökmeye, akıl almaya, huzur bulmaya da geliyorlar. Arif’in çayı gibisi de yok. Muhafazakâr, inançlı, ailesini namusuyla geçindirmeye çalışıyor. Titiz, dikkatli, saygılı. Ağırbaşlı. Ölçülü. İyi huylu.
Yirmi sene geriye gidin. Şimdi tüm yukarıda yazdıklarımızı alıp bir kenara atın.
Arif’in gömdüğü ve bir daha asla geri kazmayacağına yemin ettiği günahları, o günahlarla yaşanmış bir yaşamı var.
Adem’in gelişiyle. O hayata geri dönüyor.
Zaafı: Kızı Şule başta olmak üzere ailesi. Bir de içki şişesi.
Gücü: Hep beraber görelim.
EVA MATEİ – 1986 (Lavinia Longhi)
Moldovalı. Tıptan mezun. Tuttuğunu koparan, zeki, cesur bir karakter. Genç yaşta ağır bir sorumluluk almış. Kız kardeşine o bakıyor. Ülkesindeki herkes gibi yoksulluğu biliyor ama hayatın kabasıyla hiç karşılaşmamış, burada yaşadıkları ilk geceden sonra bambaşka biri oluyor. Eva’nın tek amacı var artık. Hatasını düzeltmek ve kardeşini kurtarmak. Hayatı pahasına.
Zaafı: Kardeşini kurtarmak için herşeyi yapabilir, gerekirse sevdiklerini harcayabilir. Harcayacak da.
Gücü: Kuvvetli bir vicdan azabı. Vicdan azabı o kadar kuvvetli ki, her şeyi yapabilir. Yılmıyor, vazgeçmiyor, kardeşini alana kadar vazgeçmeyecek.
FELICIA MATEİ – 1993 (Denise Capezza)
Moldovalı. Eva’nın gözünden sakındığı kız kardeşi. Hikâyenin en masum kurbanı. Daha çocuk sayılır. Ama masumiyetinden gelen tertemiz, çarpıcı bir güzelliği var. Hassas ve kırılgan bünyesine rağmen, zamanla içinden daha güçlü bir şey çıkacak. Çıkmak da zorunda, yoksa uçurumdan aşağı yuvarlanacak. Korkunç bir şey geldi başına, tarif edilmez işkenceler yaşarken. Kendini bulacak.
Zaafı: İnsanlara inanıyor, güveniyor. Dünyanın nasıl bir yer olduğunu bilmiyor.
Gücü: Hayal edebiliyor. En kötü durumda bile. Hayalleri onun yaşama devam etmesini sağlıyor.
Bilgi Yok...
YAMAN ÇETİN – 1975 (Erdal Yıldız)
Aksaray’da fuhuş yapılan Cennet Otel’i işletiyor. Hikayenin en karanlık adamı. Yapabileceklerinin sınırı yok. Zamanında sektörün ağabeyleri onu ayak işlerinde kullanırdı, adam yaralamak, kadınlara kezzap atmak, adam vurmak, hesap ödemeyeni okşamak gibi… Artık mecbur değil, parmağını şıklatsa bu işleri halledecek adamları var, ama yine de yapıyor bazen, belki meslek alışkanlığı, belki hobi... Onun dünyasında birine güvenmek, birini sevmek diye bir lüksü yok. Tek bir istisna. Kutlu. Sadece ona güveniyor, kardeşini çok seviyor.
Zaafı: Kutlu.
Gücü: Korkmamayı öğrenmiş. Onu tehdit edeceğiniz, gözünü korkutacağınız hiçbir şey yok. Ölüm dahil. Uzun yaşamak istemiyor. En tepeye çıkmak istiyor.
NUR SERTER – 1973 (Esra Ronabar)
Yaman’ın sağ kolu. Bir tür nefret-sevgi ilişkisi var aralarında. Ona hem aşık hem nefret ediyor. Fahişelikten, mamalığa yükselmiş. Kızları gerektiğinde acımasızca cezalandıran gerektiğinde de ağlamaları için omzunu veren bir kadın. Hayatın tüm yırtıcılığını üzerinde taşıyor. Bir süreliğine ona yaslanabilirsin, omzunda ağlayabilirsin, ama süre doldu mu gözünün yaşını silip işbaşı yapacaksın. Yoksa Yaman’dan önce Nur’u bulursun karşında.
Zaafı: Yaman. Onu seviyor. Ona aşık. Hiç karşılık bulamayacağını bildiği bir aşkı ve hep saklamak zorrunda olduğu bir sırrı var.
Gücü: Sabrı. Doğru zamanı beklemesini ondan iyi bilen yok. Bazen beş dakika, bazen on yıl. İstediğini almak için yavaşça, küçük küçük, kimseyi kızdırmadan, kavga etmeden, dikkatleri üzerine çekmeden çalışmayı ok iyi biliyor. Sonunda istediği olduğunda, sevindiğini bile göstermeyecek kadar hesaplı. Ona kim kızabilir? Böyle öğrenmiş hayatta kalmayı.
Devamını Oku
İçe kapanık, kendi dünyasını ele vermeyen, küskün yüzlü, içinde ne fırtınalar koptuğunu okuyabildiğimiz, ama ne olduğunu asla çözemediğimiz adam. Ölümü fazla yakından tanıdığı için artık ondan korkmuyor. Ne İstanbul, ne de savaşta yaşadıkları bir türlü yakasından düşmüyor. Hayatı askerden önce ve sonra diye ikiye ayrılıyor. Askerde başına bir şey gelmiş. ‘o şey’ için ordu ona bir madalya vermiş. Ve evine geri göndermiş. Ama Adem aslında oradan hiç dönememiş. Sadece kendine değil, tüm dünyaya yabancılaşmış. Orda olan biteni kimse bilmiyor. Ama o her neyse, Adem’in içini boşaltmış. Hayatta tekrar bir anlam bulması gerek şimdi. Ama önce kendini affetmeli.
Zaafı: Kendine inancını kaybetti, hatalarını affedemiyor. Kendini affetmek, tekrar yaşamak için tek şansı aslında EVA.
Gücü: Adalet ve koruma duygusu. Kaybedecek bir şeyi olmaması.
ARİF KURTAY – 1962 (Selçuk Yöntem)
Adem’e yardım eli uzatan, iyi niyetli, orta direk aile babası. Berber dükkânı var. Ama burası dükkandan fazlası; Adem ve onun gibiler dertlerini dökmeye, akıl almaya, huzur bulmaya da geliyorlar. Arif’in çayı gibisi de yok. Muhafazakâr, inançlı, ailesini namusuyla geçindirmeye çalışıyor. Titiz, dikkatli, saygılı. Ağırbaşlı. Ölçülü. İyi huylu.
Yirmi sene geriye gidin. Şimdi tüm yukarıda yazdıklarımızı alıp bir kenara atın.
Arif’in gömdüğü ve bir daha asla geri kazmayacağına yemin ettiği günahları, o günahlarla yaşanmış bir yaşamı var.
Adem’in gelişiyle. O hayata geri dönüyor.
Zaafı: Kızı Şule başta olmak üzere ailesi. Bir de içki şişesi.
Gücü: Hep beraber görelim.
EVA MATEİ – 1986 (Lavinia Longhi)
Moldovalı. Tıptan mezun. Tuttuğunu koparan, zeki, cesur bir karakter. Genç yaşta ağır bir sorumluluk almış. Kız kardeşine o bakıyor. Ülkesindeki herkes gibi yoksulluğu biliyor ama hayatın kabasıyla hiç karşılaşmamış, burada yaşadıkları ilk geceden sonra bambaşka biri oluyor. Eva’nın tek amacı var artık. Hatasını düzeltmek ve kardeşini kurtarmak. Hayatı pahasına.
Zaafı: Kardeşini kurtarmak için herşeyi yapabilir, gerekirse sevdiklerini harcayabilir. Harcayacak da.
Gücü: Kuvvetli bir vicdan azabı. Vicdan azabı o kadar kuvvetli ki, her şeyi yapabilir. Yılmıyor, vazgeçmiyor, kardeşini alana kadar vazgeçmeyecek.
FELICIA MATEİ – 1993 (Denise Capezza)
Moldovalı. Eva’nın gözünden sakındığı kız kardeşi. Hikâyenin en masum kurbanı. Daha çocuk sayılır. Ama masumiyetinden gelen tertemiz, çarpıcı bir güzelliği var. Hassas ve kırılgan bünyesine rağmen, zamanla içinden daha güçlü bir şey çıkacak. Çıkmak da zorunda, yoksa uçurumdan aşağı yuvarlanacak. Korkunç bir şey geldi başına, tarif edilmez işkenceler yaşarken. Kendini bulacak.
Zaafı: İnsanlara inanıyor, güveniyor. Dünyanın nasıl bir yer olduğunu bilmiyor.
Gücü: Hayal edebiliyor. En kötü durumda bile. Hayalleri onun yaşama devam etmesini sağlıyor.
Bilgi Yok...
YAMAN ÇETİN – 1975 (Erdal Yıldız)
Aksaray’da fuhuş yapılan Cennet Otel’i işletiyor. Hikayenin en karanlık adamı. Yapabileceklerinin sınırı yok. Zamanında sektörün ağabeyleri onu ayak işlerinde kullanırdı, adam yaralamak, kadınlara kezzap atmak, adam vurmak, hesap ödemeyeni okşamak gibi… Artık mecbur değil, parmağını şıklatsa bu işleri halledecek adamları var, ama yine de yapıyor bazen, belki meslek alışkanlığı, belki hobi... Onun dünyasında birine güvenmek, birini sevmek diye bir lüksü yok. Tek bir istisna. Kutlu. Sadece ona güveniyor, kardeşini çok seviyor.
Zaafı: Kutlu.
Gücü: Korkmamayı öğrenmiş. Onu tehdit edeceğiniz, gözünü korkutacağınız hiçbir şey yok. Ölüm dahil. Uzun yaşamak istemiyor. En tepeye çıkmak istiyor.
NUR SERTER – 1973 (Esra Ronabar)
Yaman’ın sağ kolu. Bir tür nefret-sevgi ilişkisi var aralarında. Ona hem aşık hem nefret ediyor. Fahişelikten, mamalığa yükselmiş. Kızları gerektiğinde acımasızca cezalandıran gerektiğinde de ağlamaları için omzunu veren bir kadın. Hayatın tüm yırtıcılığını üzerinde taşıyor. Bir süreliğine ona yaslanabilirsin, omzunda ağlayabilirsin, ama süre doldu mu gözünün yaşını silip işbaşı yapacaksın. Yoksa Yaman’dan önce Nur’u bulursun karşında.
Zaafı: Yaman. Onu seviyor. Ona aşık. Hiç karşılık bulamayacağını bildiği bir aşkı ve hep saklamak zorrunda olduğu bir sırrı var.
Gücü: Sabrı. Doğru zamanı beklemesini ondan iyi bilen yok. Bazen beş dakika, bazen on yıl. İstediğini almak için yavaşça, küçük küçük, kimseyi kızdırmadan, kavga etmeden, dikkatleri üzerine çekmeden çalışmayı ok iyi biliyor. Sonunda istediği olduğunda, sevindiğini bile göstermeyecek kadar hesaplı. Ona kim kızabilir? Böyle öğrenmiş hayatta kalmayı.
Uçurum dizisi 14 Şubatta Başlıyor.!
Uçurum dizisinin beklenen tarihi belli oldu,Uçurum dizisi 14 Şubatta Atv ekranlarında gösterime giricektir.Uçurum dizisi ile ilgili tüm bilgileri sitemizden bulabilirsiniz..
Devamını Oku
Uçurum Dizisi Yeni Fotoğraflar
Etiketler:
Haberler,
uçurum,
uçurum dizisi,
uçurum dizisi resimleri,
uçurum son bölüm izle,
uçurum yeni resimler
KEREM DEREN’DEN YENİ DİZİSİ ''UÇURUM'' İÇİN BÜYÜK ARAŞTIRMA!
Kerem Deren; "Ezel, akıl oyunları üzerine kurulu bir işti, Uçurum'un tavrı satranç oyunu gibi değil. Bu bir sokak kavgası…"
Atv ekranlarında Şubat ayında yayınlanması planlanan Uçurum dizisi için çekim öncesi geniş çaplı bir araştırma yapıldığı ortaya çıktı. Geçtiğimiz sezon Ezel dizisinin senaristliğini üstlenen Kerem Deren, yeni projesi Uçurum'un fikrinin Ezel'den 4 sene önce çıktığını, Ali Gündoğdu ile bu projeyi hayata geçirme kararının ise 2 sene önce verildiğini açıkladı.
Hazırlık süreci 1,5 sene süren dizi için Kerem Deren ve asistanı Beril Köse büyük bir araştırma dosyası hazırladı. İlk olarak ülkemizde ve dünya sineması ve televizyonlarında taksiciler ve insan ticareti üzerine geniş çaplı bir araştırma yapan ekip, ayrıca basında yer almış tüm insan ticareti ve taksiciler hakkında yazılan köşe yazılarını ve haberleri okundu. Türkiye'ye iş vaadi ile gelen ve insan ticareti yapan şebekeler tarafından kandırılıp fuhuş yapmaya zorlanan kadınlarla yapılan röportajları okuyarak, mağdur kadınların duygularını anlamaya çalışan Kerem Deren için ise araştırma süreci hiç de kolay olmadı.
GERÇEK HİKAYELER ÇOK AĞIR!
Kerem Deren 22 Ocak 2012 tarihli Sabah Gazetesi Pazar Eki'ne verdiği röportajda, "Derin bir araştırma yapmışsınız…" sorusuna, "Taksicilerle uzun uzun konuşmalar, röportajlar yaptık. Elde ne varsa diziye konuldu. Kadın ticareti meselesi ile ilgilenen merkezlere gittik, onlar bizi yönlendirdi. Gerçek hikayeler dinledik. Yurtdışından gelip kadın ticaretine sürüklenen kadınların hikayeleri o kadar ağır ki, onları anlatamıyoruz bile. Bunları bu yayın saatinde gösteremeyiz. Bunları yazmak da ruhen çok yordu. Arada molalara ihtiyacım oldu. Ezel'de hayali olan net bir şey yazıyordum, ondan sıyrılmak kolaydı. Burada gerçeğin ortasındayım. Yazdığım insanın birebir karşılığı olduğunu biliyorum. Bu durumda olan insanlar var, bu çok ağır bir şey." demişti.
FUHUŞ ARGOSU ÜZERİNE ARAŞTIRMA…
Bunların yanı sıra çocuk ve kadın ticareti, organ kaçakçılığı ve ticareti, cinsel amaçlı sömürü gibi konu başlıklarını inceledi. İnsan ticareti mağdurunun psikolojik durumundan fuhuş tacirlerinin konuşma alışkanlıklarına ve fuhuş argosu üzerine yaptığı araştırmalar Uçurum'un senaryosunu yazarken büyük katkıda bulundu.
Başrollerini Mehmet Ali Nuroğlu, Selçuk Yöntem, Lavigna Longhi, Denise Capezze ve Esra Ronabar'ın paylaştığı Uçurum, çok yakında atv'de!
Devamını Oku
Atv ekranlarında Şubat ayında yayınlanması planlanan Uçurum dizisi için çekim öncesi geniş çaplı bir araştırma yapıldığı ortaya çıktı. Geçtiğimiz sezon Ezel dizisinin senaristliğini üstlenen Kerem Deren, yeni projesi Uçurum'un fikrinin Ezel'den 4 sene önce çıktığını, Ali Gündoğdu ile bu projeyi hayata geçirme kararının ise 2 sene önce verildiğini açıkladı.
Hazırlık süreci 1,5 sene süren dizi için Kerem Deren ve asistanı Beril Köse büyük bir araştırma dosyası hazırladı. İlk olarak ülkemizde ve dünya sineması ve televizyonlarında taksiciler ve insan ticareti üzerine geniş çaplı bir araştırma yapan ekip, ayrıca basında yer almış tüm insan ticareti ve taksiciler hakkında yazılan köşe yazılarını ve haberleri okundu. Türkiye'ye iş vaadi ile gelen ve insan ticareti yapan şebekeler tarafından kandırılıp fuhuş yapmaya zorlanan kadınlarla yapılan röportajları okuyarak, mağdur kadınların duygularını anlamaya çalışan Kerem Deren için ise araştırma süreci hiç de kolay olmadı.
GERÇEK HİKAYELER ÇOK AĞIR!
Kerem Deren 22 Ocak 2012 tarihli Sabah Gazetesi Pazar Eki'ne verdiği röportajda, "Derin bir araştırma yapmışsınız…" sorusuna, "Taksicilerle uzun uzun konuşmalar, röportajlar yaptık. Elde ne varsa diziye konuldu. Kadın ticareti meselesi ile ilgilenen merkezlere gittik, onlar bizi yönlendirdi. Gerçek hikayeler dinledik. Yurtdışından gelip kadın ticaretine sürüklenen kadınların hikayeleri o kadar ağır ki, onları anlatamıyoruz bile. Bunları bu yayın saatinde gösteremeyiz. Bunları yazmak da ruhen çok yordu. Arada molalara ihtiyacım oldu. Ezel'de hayali olan net bir şey yazıyordum, ondan sıyrılmak kolaydı. Burada gerçeğin ortasındayım. Yazdığım insanın birebir karşılığı olduğunu biliyorum. Bu durumda olan insanlar var, bu çok ağır bir şey." demişti.
FUHUŞ ARGOSU ÜZERİNE ARAŞTIRMA…
Bunların yanı sıra çocuk ve kadın ticareti, organ kaçakçılığı ve ticareti, cinsel amaçlı sömürü gibi konu başlıklarını inceledi. İnsan ticareti mağdurunun psikolojik durumundan fuhuş tacirlerinin konuşma alışkanlıklarına ve fuhuş argosu üzerine yaptığı araştırmalar Uçurum'un senaryosunu yazarken büyük katkıda bulundu.
Başrollerini Mehmet Ali Nuroğlu, Selçuk Yöntem, Lavigna Longhi, Denise Capezze ve Esra Ronabar'ın paylaştığı Uçurum, çok yakında atv'de!
Ramiz Dayı’nın Karısı UÇURUM'da…
Ezel'de Ramiz Dayı'nın Karısı Selma Hünel'in Gençliğini Oynayan Zeynep Köse atv'nin Yeni Dizisi Uçurum'da Rus Hayat Kadınını Oynayacak…
Ezel dizisinde Ramiz Dayı'nın eşi Selma Hünel'in gençliğini oynayan 1985 doğumlu, İ.Ü Devlet Konservatuarı Tiyatro bölümü mezunu Zeynep Köse, bu kez çok farklı bir rolle izleyicinin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. atv'nin adından sıkça söz ettirecek ve Şubat ayından itibaren ekranlara gelecek olan yeni dizi Uçurum'un kadrosunda yer alan Zeynep Köse, Mika isminde rus bir hayat kadınını oynayacak.
Daha önce Ezel'de birlikte çalıştıkları Cem Karcı ve başarılı senarist Kerem Deren'le tekrar bir araya gelmekten dolayı mutlu olduğunu söyleyen Köse "Daha önce Ezel'deki bütün dönem bölümlerini Cem'le birlikte çektik ondan dolayı kendisiyle bir tanışıklığımız var. Bu işe başlarken benimde bu projenin içinde olmamı istemiş. Tabi birde senaryoyu kalemine çok güvendiğim Kerem Deren'de yazınca bu işin içinde yer almak kaçınılmaz oldu. Ben Uçurum'un çok özel bir seyircisinin olacağını düşünüyorum çünkü şu an var olan bütün işlerden çok farklı bir yerde duruyor" diyor.
Dizideki rolü için Rus hayat kadınlarının tavırlarını, konuşmalarını ve davranışlarını gözlemlediğini belirten Zeynep Köse "Mika 21 yaşında ve dört yıldır Türkiye'de yaşayan bir hayat kadını. Diğer kızlarla birlikte koğuşta, kendi cümlelerinin olmadığı ve kendi sözlerini söyleyemedikleri bir dünyanın içinde yaşıyorlar. Ne denirse ona itaat etmekle yükümlüler, mutsuz bir hayatları var. Hayat kadınlığı insanın günlük hayatında da çok karşısına çıkıp gözlem yapabileceği bir meslek değil, o yüzdende genel olarak Rus kadınlarını gözlemledim, nasıl konuşurlar, nasıl davranırlar, tavırları nedir bunlar zaten benim için çok belirleyici şeylerdi, o benim rolüme büyük bir katkı sağladı" açıklamasını yapıyor.
Devamını Oku
Ezel dizisinde Ramiz Dayı'nın eşi Selma Hünel'in gençliğini oynayan 1985 doğumlu, İ.Ü Devlet Konservatuarı Tiyatro bölümü mezunu Zeynep Köse, bu kez çok farklı bir rolle izleyicinin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. atv'nin adından sıkça söz ettirecek ve Şubat ayından itibaren ekranlara gelecek olan yeni dizi Uçurum'un kadrosunda yer alan Zeynep Köse, Mika isminde rus bir hayat kadınını oynayacak.
Daha önce Ezel'de birlikte çalıştıkları Cem Karcı ve başarılı senarist Kerem Deren'le tekrar bir araya gelmekten dolayı mutlu olduğunu söyleyen Köse "Daha önce Ezel'deki bütün dönem bölümlerini Cem'le birlikte çektik ondan dolayı kendisiyle bir tanışıklığımız var. Bu işe başlarken benimde bu projenin içinde olmamı istemiş. Tabi birde senaryoyu kalemine çok güvendiğim Kerem Deren'de yazınca bu işin içinde yer almak kaçınılmaz oldu. Ben Uçurum'un çok özel bir seyircisinin olacağını düşünüyorum çünkü şu an var olan bütün işlerden çok farklı bir yerde duruyor" diyor.
Dizideki rolü için Rus hayat kadınlarının tavırlarını, konuşmalarını ve davranışlarını gözlemlediğini belirten Zeynep Köse "Mika 21 yaşında ve dört yıldır Türkiye'de yaşayan bir hayat kadını. Diğer kızlarla birlikte koğuşta, kendi cümlelerinin olmadığı ve kendi sözlerini söyleyemedikleri bir dünyanın içinde yaşıyorlar. Ne denirse ona itaat etmekle yükümlüler, mutsuz bir hayatları var. Hayat kadınlığı insanın günlük hayatında da çok karşısına çıkıp gözlem yapabileceği bir meslek değil, o yüzdende genel olarak Rus kadınlarını gözlemledim, nasıl konuşurlar, nasıl davranırlar, tavırları nedir bunlar zaten benim için çok belirleyici şeylerdi, o benim rolüme büyük bir katkı sağladı" açıklamasını yapıyor.
Görmezden geldiğimiz hayatları anlattım
Senarist Kerem Deren'in yeni projesini uzun süredir bekliyorduk. Ezel dizisiyle çıtayı yükselttiği için, ikinci televizyon işinin nasıl olacağı merak ediliyordu. Üstelik geçirdiği beyin kanamasının üzerinden de çok geçmemişti. Kerem Deren 'ekrana', daha doğrusu bilgisayarının başına döndü. Senaryosunu yazdığı yeni bir diziyle, çok yakında atv ekranlarında olacak. Dizinin ismi Uçurum. Kerem Deren'le, Ezel'den çok farklı bir tarzı olduğunu söylediği Uçurum'u ve geçirdiği rahatsızlık sonrası hayatının nasıl değiştiğini konuştuk.
- İlk işler mi, ikinci işler mi daha zordur?
- Ezel sonrasının yazarlıkla ilgili olmayan zorlukları var: Beklenti. Türkiye beklentileri çok net bir ülke. Hatta bu anlamda şöyle bir sorun yaşıyor insan: Bir şey yapıp tanındıktan sonra, hep daha iyisi bekleniyor. Ezel gibi bir şey bekliyorlar. Ama ben de yazar olarak Ezel gibi bir şey yazmak istemiyorum, başka bir şey yazmak istiyorum. O anlamda zor. Ama oturup kağıdın üstüne bir şey yazdığın zaman, halkın ne beklediğinin bir önemi kalmıyor; yazıyorsun içinden geldiği gibi.
- Buradan Uçurum'un Ezel gibi bir senaryosu olmadığı sonucunu çıkarıyorum...
- Hiç Ezel gibi değil. Ezel'den son derece farklı. O, çok epik bir işti. Oradaki herkes çok güzel konuşuyordu. Herkes çok güzel laflar ediyordu, herkes çok jantiydi, herkes çok akıllıydı. Ayrı bir dünyaydı. Uçurum dizisinin konusu Aksaray'da geçiyor. Kimse çok akıllı değil. Kimse tüm cevaplara sahip değil. Tam tersi, buradaki insanların hiçbiri yaşamak için bile yeterli cevaplara sahip değiller. Ezel, akıl oyunları üzerine kurulu bir işti. Uçurum'un tavrı bir satranç oyunu gibi değil. Bu bir sokak kavgası. Temel bir farkı da var: Burada merkeze aldığımız konu çok gerçek. Kimsenin çok ilgilenmediği ama gerçek bir hikaye.
- Aksaray hikayesi nasıl oluyor, biraz açar mısınız?
- Aksaray'da otel işletmeciliği ve kadın satıcılığı yapan bir karakterimiz var. İsmi Yaman. Moldova'dan buraya kardeşiyle birlikte gelen, hayatını kurtarmak, hayatını kazanmak isteyen bir kız var; Eva. Bir de, askerlik sonrası travmayla taksicilik yaparak Aksaray'da yaşamaya çalışan Adem karakteri var. Bunların etrafında örülmüş bir hikaye. Adem, Eva'ya yardım ediyor. Dizinin temel cümlesi bu. Sonuçta Adem ve Eva ve onlara yardım eden az bir insan grubuyla, Eva'nın kardeşini kurtarmaya çalışıyorlar. Herkesin hayatını görüyoruz. Araştırması çok sıkı yapılmış bir iş bu. Bu hayatların içinde, yaşananları gördüğümüz zaman, kötü kakarterlerin da nasıl bir ruh hali içinde olduklarını, ne istediklerini görüyoruz. Yani hayatta kalmak için insanların neler yapabileceğini göreceğiz. Çok net bir şehir hikayesi.
- Neden Aksaray bu kadar etkiledi sizi?
- Aksaray'dan hepimiz geçmişizdir. Yolumuz üzerinde ama bu kadar yakınımızda olan insanların hayatları hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Temizlikçi kadın ya da bakıcı çalıştırıyoruz; onun hayatındaki korkunç şeyleri bilmiyoruz. Şehir hayatı öyle garip ki, milyonlarca insan yaşıyor ama karşımızdaki insanın hayatına dair hiçbir şey bilmiyoruz. Bu senaryo, bilmediğimiz hayatlarla ilgili.
- Bu elit tarzda bir dizi değil yani...
- Elit olma ihtimali yok. Ezel üst tabakayı anlatıyordu. Bu alt tabakayı anlatıyor.
- 'Derin bir araştırma yaptık,' dediniz. Nasıl bir araştırma bu?
- Yardımcım Beril'le birlikte yaptık. Taksicilerle uzun uzun konuşmalar, röportajlar yaptık. Elde ne varsa diziye konuldu. Kadın ticareti meselesi ile ilgilenen merkezlere gittik; onlar bizi yönlendirdi. Gerçek hikayeler dinledik. Yurtdışından gelip, kadın ticaretine sürüklenen kadınların hikayeleri o kadar ağır ki, onları anlatamıyoruz bile. Bunları bu yayın saatinde gösteremeyiz. Bunları yazmak da ruhen çok zordu. Arada molalara ihtiyacım oldu. Ezel'de hayali olan net olan bir şey yazıyordum, ondan sıyrılmak kolaydı. Burada gerçeğin ortasındayım. Yazdığım insanın birebir karşılığı olduğunu biliyorum. Bu durumda olan insanlar var, bu çok ağır bir şey.
- Sizi böyle ağır bir hikaye yazmaya iten şey neydi?
- Bizim hayatlarımızın içinde geçebilecek bir şey değil. Biz, korunaklı hayatlarımız içinde yaşıyoruz. İki sokak ötede, Tophane'de ne yaşandığını bilmiyorum. Kendi Kemerburgaz hayatımda bunlarla ilgim yok. Bu duygusal uzaklık beni sarstı. 'Vicdanen, insan olarak, buna nasıl bu kadar uzak kalabildik?' diye düşündüm. Şefkat dediğimiz şey lafta; okul kitaplarında bol bol kullanıyoruz. Ama bu insanlarla ilgili bir şey yapmıyoruz. Bu sorular beni bir şey yazmaya itecek kadar rahatsız etti.
Türk edebiyatını yeni keşfettim
- Ne okursunuz?
- Yabancı yazarları okuyorum. Bu bir eksiklik ama Türk edebiyatını yeni keşfettim. Üç sene önce başladım Türk edebiyatı okumaya. Ahmet Hamdi Tanpınar'ı üç sene önce okuduğumda, çok şaşırmıştım. Sabahattin Ali ile karşılaştığımda da öyle.
- Sıkıldığınızda atlayıp nereye gidersiniz?
- Üç-dört gün yurtdışında bir yerlere giderim. Favorim, Floransa.
- Nerede eğlenirsiniz?
- Gece çıkmayı seven biri değilim. Benim için eğlence, iyi restoran, güzel bir sohbet, iyi bir yemek.
- Nerede tatil yaparsınız?
- Geçen sene Bozcaada'da iki ay kaldım. Bayıldım.
Çok yakında yazmaya doyarım
- Diyelim dizinin reytingleri düştü... Senaryoya ne eklerseniz yükselir?
- Benim televizyonculukla ilgili bir hayat dersim var. Reytingde çözüm çıkarmayacaksın. Reyting yükseltmek istiyorsan da, oradan sonuç çıkarmayacaksın. Çünkü o, kulağı tersten görmek. İnsanların ne istediğini düşünmeye başladığınızda, iyi bir şey yapmayı ıskalıyorsunuz.
- Türk dizisinin olmazsa olmazı nedir?
- İyi bir hikaye. İyiyse hikaye, insanlar seyrediyor. Çok büyük bir yalan sunuyorsanız, izlemiyorlar. Türk halkı aile ilişkisi görmek istiyor. Türklük izleniyor. Türk gibi olmayan şeyler seyredilmiyor. Yazarın, 'Türk gibi olmak nedir?' üzerine kafa yorması gerekiyor. Nasıl konuşuyoruz, nasıl hareket ediyoruz, bakmak gerekiyor.
- Yabancı dizi izler misiniz?
- İzlerim. Game of Thrones'a baktım ama çok bayılmadım.
- Kadın unsuru ne kadar önemli dizide? İlla bir güzel kız mevcut oluyor da...
- Türk dizilerinde kadın seyrediliyor. İyi bir kadın karakter, reyting için önemli.
- Türk halkı dizilere ne zaman doyar sizce?
- Ben çok yakında yazmaya doyarım ama sanırım onlar izlemeye daha bir süre doymazlar.
Ansızın uçurumun kenarına gelirsiniz
- Bir şey yazarken, oyuncu kadrosunu da canlandırır mısınız kafanızda?
- Yazarken, hayali bir öykü üstünden yazıyorum. Ama proje ortaya çıktığında, onun oyuncu kadrosuna karışıyorum. Kafanızda birebir canlandırdığımdan değil de ama yazar bence cast'la ilgilenmeli. Bu dizide de çok ilginç bir kadro oluştu. Seyircinin çok şaşıracağını düşünüyorum. Çok bildik bir televizyon kadrosu olmadı.
- Şiirler yok, Ramiz Dayı gibi bilge bir adam yok bu dizide... Eeee nasıl olacak?
- Selçuk Yöntem'in canlandırdığı bir berber karakteri var. Sırrı olan biri. Normal hayatında son derece düzgün bir aile babası gibi görünüyor ama içine çekildiği dünyada, kendi geçmişinde korktuğu bir şey var. Herkesin kendi hayatıyla ve geçmişiyle ilgili bir-iki sırrı var ve onları göreceğiz. Ama bunlar entelektüel bir bakış açısıyla anlatılan hikayeler değil.
- 'Herkes uçurumun kenarına gelir ve düşer' söyleminden ne çıkarmalıyız?
- Ben de ciddi bir rahatsızlık geçirmiştim, durup dururken hem de. Hiç hazırlanamayacağım bir durumdu. Şimdi bunun hakkında düşünüp, konuşabiliyorum ama belki yaşadığım o beyin kanaması tecrübesi böyle bir senaryoya daha yakın hissettirmiştir. Gerçekte ne kadar paranızın olduğunun, ne kadar güvende olduğunuzun hiçbir önemi yok hayatın gidişatında. Bazen tek bir şey oluyor ve siz kendinizi dünyanın tepesinde zannederken, bir anda kendinizi uçurumun dibinde bulabiliyorsunuz. Bu, herkes için geçerli ve çok korkutucu bir şey. Bu, hikayemin de ana temasını oluşturuyor.
Beyin kanaması bana çok şey katı
- Beyin kanaması tecrübesi, insani olarak da çok şey kattı galiba size...
- Yazar olarak daha çok şey katmış olabilir. İnsan, enteresandır. Sıra dışı bir şey de yaşıyorsunuz ama 10 gün sonra gündelik hayatınıza dönebiliyorsunuz. Beni tabii ki etkiledi hastalık, hayat durdu. Ondan sonra hayata bakışımda ufak değişiklikler oldu. Bazı şeylere önem vermez oldum.
- Rahatsızlığınız, çok çalışmanın, çok düşünmenin tetiklediği bir durum muydu?
- Hayır değildi. Sağlıklı olduğunu sanan herkeste olabilecek bir şey.
- Sonrasında ne kadar dinlendiniz?
- Hâlâ dinleniyorum (gülüyor). 15-20 gün sonra başladım yazmaya.
- Bu senaryo ne zaman yazıldı?
- Ezel'den öncesinde fikri vardı. Üç-dört sene önce tasarlanmıştı. Ali Gündoğdu ile çalışmaya karar verdiğimizde, iki sene önceydi. Bir buçuk senelik bir hazırlık süreci var.
- Uçurum'da alıştığımız dizi klişelerinden farklı bir şey görecek miyiz?
- Klişe iyidir, yaratıcılığın başlangıcıdır. Klişenin klişe olmasının bir sebebi vardı; hepimizi tekrar tekrar ilgilendirir. Yazarlık, klişeyi nasıl anlatacağınızda devreye girer. Buradaki hikayede, Adem ve Eva arasındaki ilişkide bir duvar var ve o duvar, temel kültür duvarı. Alakası olmayan iki insan bir arada. Bir aşk seyrediyor olacağız ama çok uzak iki insanın ortak noktasını da bulacağız.
80 dakikalık dizi insan doğasına aykırı
- Kerem Deren denince, Pınar Bulut'u düşünmeden olmuyor. Pınar Bulut niye senarist olarak yok bu işte? Küs müsünüz?
- Yoo, o da burada (gülüyor). Ayrı yazarlarız, o da başka bir iş yapıyor. Zaten günün pek çok saati birlikteyiz. Bu işte de birbirimizin akıl hocasıyız. Pınar, Suskunlar diye başka bir iş yapacak. Ama Uçurum'un birinci bölümünu çoğunlukla Pınar yazdı. Birbirini destekleyen iki ayrı yazarız.
- Zamanında tiyatro oyunları yazdınınız. Bu bir avantaj mı dizi sektörü için, yoksa dezavantaj mı?
- Avantajı da var, dezavantajı da. Tiyatro, derinliği olan bir yer. Sonuçta orada aksiyonun bir esprisi yok, insan duygusunun derinliğinin bir esprisi var. Tiyatro sahnesinde her şeyi bu duyguyu yakalamak için yapıyorsunuz, televizyonda da eksik olan bir şey bu. Ama tiyatro gerçek hayat değil. Televizyon gerçek hayattır.
- Sinemaya dair planınız var mı? Çünkü dizi, insanın belli konulara, belli sınırlar içinde girebileceği bir alan...
- Şu anda yazdığım bir sinema senaryosu var. Eylülde çekeceğiz. Tersten bir aşk hikayesi.
- Dizide bazı konularda kendinizi sansürlenmiş hissediyor musunuz?
- Biz şanslılardanız. Ezel'i yazarken de, Uçurum'u yazarken de, çalıştığım kanallar beni sansürlemedi. 'Bunu yapmayalım,' diye bir şeyle uğraşmadım. Ama mecra olarak televizyon, sınırlamaları güçlü olan bir yer. Otosansür oluyor.
- Siz dizi izler misiniz?
- Türk dizilerini izleyemiyorum. Sıkılıyorum. Son enteresan geliyor, ilk bölüm beni çok bağlamadı ama ikinci bölümden bakınca, çok etkin bir iş. Son, televizyonculukta geldiğimiz noktayla ilgili bir iş. Behzat Ç'yi seviyorum, çünkü doğallığı hoşuma gidiyor. 80 dakika bir diziyi izlemek insan doğasını aykırı geliyor.
- Peki ya 80 dakikalık bir diziyi yazmak?
- Bunun üstüne konuşmamak gerek. 80 dakika, haftalık pratiğe girdiğiniz zaman, günde 20-30 sayfa yazacaksınız demek; bu insanüstü bir şey.
- Nasıl bir tempoya gireceksiniz?
- Haftada çok saat çalışacağım, alıştık buna artık. Günde 14-15 saat çalışıyoruz.
Uçurum neden izlenmeli
- Ezel'in senaristi Kerem Deren yazdığı için.
- Mehmet Ali Nuroğlu, Selçuk Yöntem, Erdal Yıldız, Esra Ronabar oynadığı için.
- Şehrin içindeki uçurumlara düşen insanların yaşam öykülerini öğrenmek için.
- Yönetmenliğini Cem Karcı üstlendiği için.
İtalyan oyuncular rol alıyor
Türkiye'de adını Claudia Cardinale ve İsmail Hacıoğlu'yla birlikte rol aldığı Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak filmiyle duyuran; Sanguepazzo filminde Monica Belluci ile olan sevişme sahnesi ile keşfedilen, yarı Balkan, yarı İtalyan oyuncu Lavinia Longhi de kadroda. Onun yanı sıra, yine bir İtalyan güzelinin, Denise Capezza'nın da rol aldığı dizinin çekimleri İstanbul'da devam ediyor. Uçurum, günlük hayatımızın hemen arka tarafında, gölgede kalan tarafında, ama hemen yanı başımızda, tanımadığımız, bilmediğimiz karanlık dünyaları anlatıyor. Gündelik hayatın içinden teğet geçtiğimiz tehlikeler, uçurumun eşiğine gelmiş insanların yaşamlarından kesitler yer alıyor. Dizinin söylemi şu: 'Evimiz, işimiz, ailemiz, arkadaşlarımız, maaşımız, sigortamız, köpeğimiz, her gün tekrar ettiğimiz korunaklı hayatımız aslında bizi tehlikeden koruyamıyor. Hepimiz görmediğimiz bir uçurumun kenarında sürdürüyoruz hayatımızı. Bir yanlış yol, bir geç kalmış adım, bir talihsiz kaza ve hepimiz, en yukarıdaki, en mutlu, en güçlü olanımız bile, bir gün o uçurumdan aşağı düşebilir.'
Devamını Oku
- İlk işler mi, ikinci işler mi daha zordur?
- Ezel sonrasının yazarlıkla ilgili olmayan zorlukları var: Beklenti. Türkiye beklentileri çok net bir ülke. Hatta bu anlamda şöyle bir sorun yaşıyor insan: Bir şey yapıp tanındıktan sonra, hep daha iyisi bekleniyor. Ezel gibi bir şey bekliyorlar. Ama ben de yazar olarak Ezel gibi bir şey yazmak istemiyorum, başka bir şey yazmak istiyorum. O anlamda zor. Ama oturup kağıdın üstüne bir şey yazdığın zaman, halkın ne beklediğinin bir önemi kalmıyor; yazıyorsun içinden geldiği gibi.
- Buradan Uçurum'un Ezel gibi bir senaryosu olmadığı sonucunu çıkarıyorum...
- Hiç Ezel gibi değil. Ezel'den son derece farklı. O, çok epik bir işti. Oradaki herkes çok güzel konuşuyordu. Herkes çok güzel laflar ediyordu, herkes çok jantiydi, herkes çok akıllıydı. Ayrı bir dünyaydı. Uçurum dizisinin konusu Aksaray'da geçiyor. Kimse çok akıllı değil. Kimse tüm cevaplara sahip değil. Tam tersi, buradaki insanların hiçbiri yaşamak için bile yeterli cevaplara sahip değiller. Ezel, akıl oyunları üzerine kurulu bir işti. Uçurum'un tavrı bir satranç oyunu gibi değil. Bu bir sokak kavgası. Temel bir farkı da var: Burada merkeze aldığımız konu çok gerçek. Kimsenin çok ilgilenmediği ama gerçek bir hikaye.
- Aksaray hikayesi nasıl oluyor, biraz açar mısınız?
- Aksaray'da otel işletmeciliği ve kadın satıcılığı yapan bir karakterimiz var. İsmi Yaman. Moldova'dan buraya kardeşiyle birlikte gelen, hayatını kurtarmak, hayatını kazanmak isteyen bir kız var; Eva. Bir de, askerlik sonrası travmayla taksicilik yaparak Aksaray'da yaşamaya çalışan Adem karakteri var. Bunların etrafında örülmüş bir hikaye. Adem, Eva'ya yardım ediyor. Dizinin temel cümlesi bu. Sonuçta Adem ve Eva ve onlara yardım eden az bir insan grubuyla, Eva'nın kardeşini kurtarmaya çalışıyorlar. Herkesin hayatını görüyoruz. Araştırması çok sıkı yapılmış bir iş bu. Bu hayatların içinde, yaşananları gördüğümüz zaman, kötü kakarterlerin da nasıl bir ruh hali içinde olduklarını, ne istediklerini görüyoruz. Yani hayatta kalmak için insanların neler yapabileceğini göreceğiz. Çok net bir şehir hikayesi.
- Neden Aksaray bu kadar etkiledi sizi?
- Aksaray'dan hepimiz geçmişizdir. Yolumuz üzerinde ama bu kadar yakınımızda olan insanların hayatları hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Temizlikçi kadın ya da bakıcı çalıştırıyoruz; onun hayatındaki korkunç şeyleri bilmiyoruz. Şehir hayatı öyle garip ki, milyonlarca insan yaşıyor ama karşımızdaki insanın hayatına dair hiçbir şey bilmiyoruz. Bu senaryo, bilmediğimiz hayatlarla ilgili.
- Bu elit tarzda bir dizi değil yani...
- Elit olma ihtimali yok. Ezel üst tabakayı anlatıyordu. Bu alt tabakayı anlatıyor.
- 'Derin bir araştırma yaptık,' dediniz. Nasıl bir araştırma bu?
- Yardımcım Beril'le birlikte yaptık. Taksicilerle uzun uzun konuşmalar, röportajlar yaptık. Elde ne varsa diziye konuldu. Kadın ticareti meselesi ile ilgilenen merkezlere gittik; onlar bizi yönlendirdi. Gerçek hikayeler dinledik. Yurtdışından gelip, kadın ticaretine sürüklenen kadınların hikayeleri o kadar ağır ki, onları anlatamıyoruz bile. Bunları bu yayın saatinde gösteremeyiz. Bunları yazmak da ruhen çok zordu. Arada molalara ihtiyacım oldu. Ezel'de hayali olan net olan bir şey yazıyordum, ondan sıyrılmak kolaydı. Burada gerçeğin ortasındayım. Yazdığım insanın birebir karşılığı olduğunu biliyorum. Bu durumda olan insanlar var, bu çok ağır bir şey.
- Sizi böyle ağır bir hikaye yazmaya iten şey neydi?
- Bizim hayatlarımızın içinde geçebilecek bir şey değil. Biz, korunaklı hayatlarımız içinde yaşıyoruz. İki sokak ötede, Tophane'de ne yaşandığını bilmiyorum. Kendi Kemerburgaz hayatımda bunlarla ilgim yok. Bu duygusal uzaklık beni sarstı. 'Vicdanen, insan olarak, buna nasıl bu kadar uzak kalabildik?' diye düşündüm. Şefkat dediğimiz şey lafta; okul kitaplarında bol bol kullanıyoruz. Ama bu insanlarla ilgili bir şey yapmıyoruz. Bu sorular beni bir şey yazmaya itecek kadar rahatsız etti.
Türk edebiyatını yeni keşfettim
- Ne okursunuz?
- Yabancı yazarları okuyorum. Bu bir eksiklik ama Türk edebiyatını yeni keşfettim. Üç sene önce başladım Türk edebiyatı okumaya. Ahmet Hamdi Tanpınar'ı üç sene önce okuduğumda, çok şaşırmıştım. Sabahattin Ali ile karşılaştığımda da öyle.
- Sıkıldığınızda atlayıp nereye gidersiniz?
- Üç-dört gün yurtdışında bir yerlere giderim. Favorim, Floransa.
- Nerede eğlenirsiniz?
- Gece çıkmayı seven biri değilim. Benim için eğlence, iyi restoran, güzel bir sohbet, iyi bir yemek.
- Nerede tatil yaparsınız?
- Geçen sene Bozcaada'da iki ay kaldım. Bayıldım.
Çok yakında yazmaya doyarım
- Diyelim dizinin reytingleri düştü... Senaryoya ne eklerseniz yükselir?
- Benim televizyonculukla ilgili bir hayat dersim var. Reytingde çözüm çıkarmayacaksın. Reyting yükseltmek istiyorsan da, oradan sonuç çıkarmayacaksın. Çünkü o, kulağı tersten görmek. İnsanların ne istediğini düşünmeye başladığınızda, iyi bir şey yapmayı ıskalıyorsunuz.
- Türk dizisinin olmazsa olmazı nedir?
- İyi bir hikaye. İyiyse hikaye, insanlar seyrediyor. Çok büyük bir yalan sunuyorsanız, izlemiyorlar. Türk halkı aile ilişkisi görmek istiyor. Türklük izleniyor. Türk gibi olmayan şeyler seyredilmiyor. Yazarın, 'Türk gibi olmak nedir?' üzerine kafa yorması gerekiyor. Nasıl konuşuyoruz, nasıl hareket ediyoruz, bakmak gerekiyor.
- Yabancı dizi izler misiniz?
- İzlerim. Game of Thrones'a baktım ama çok bayılmadım.
- Kadın unsuru ne kadar önemli dizide? İlla bir güzel kız mevcut oluyor da...
- Türk dizilerinde kadın seyrediliyor. İyi bir kadın karakter, reyting için önemli.
- Türk halkı dizilere ne zaman doyar sizce?
- Ben çok yakında yazmaya doyarım ama sanırım onlar izlemeye daha bir süre doymazlar.
Ansızın uçurumun kenarına gelirsiniz
- Bir şey yazarken, oyuncu kadrosunu da canlandırır mısınız kafanızda?
- Yazarken, hayali bir öykü üstünden yazıyorum. Ama proje ortaya çıktığında, onun oyuncu kadrosuna karışıyorum. Kafanızda birebir canlandırdığımdan değil de ama yazar bence cast'la ilgilenmeli. Bu dizide de çok ilginç bir kadro oluştu. Seyircinin çok şaşıracağını düşünüyorum. Çok bildik bir televizyon kadrosu olmadı.
- Şiirler yok, Ramiz Dayı gibi bilge bir adam yok bu dizide... Eeee nasıl olacak?
- Selçuk Yöntem'in canlandırdığı bir berber karakteri var. Sırrı olan biri. Normal hayatında son derece düzgün bir aile babası gibi görünüyor ama içine çekildiği dünyada, kendi geçmişinde korktuğu bir şey var. Herkesin kendi hayatıyla ve geçmişiyle ilgili bir-iki sırrı var ve onları göreceğiz. Ama bunlar entelektüel bir bakış açısıyla anlatılan hikayeler değil.
- 'Herkes uçurumun kenarına gelir ve düşer' söyleminden ne çıkarmalıyız?
- Ben de ciddi bir rahatsızlık geçirmiştim, durup dururken hem de. Hiç hazırlanamayacağım bir durumdu. Şimdi bunun hakkında düşünüp, konuşabiliyorum ama belki yaşadığım o beyin kanaması tecrübesi böyle bir senaryoya daha yakın hissettirmiştir. Gerçekte ne kadar paranızın olduğunun, ne kadar güvende olduğunuzun hiçbir önemi yok hayatın gidişatında. Bazen tek bir şey oluyor ve siz kendinizi dünyanın tepesinde zannederken, bir anda kendinizi uçurumun dibinde bulabiliyorsunuz. Bu, herkes için geçerli ve çok korkutucu bir şey. Bu, hikayemin de ana temasını oluşturuyor.
Beyin kanaması bana çok şey katı
- Beyin kanaması tecrübesi, insani olarak da çok şey kattı galiba size...
- Yazar olarak daha çok şey katmış olabilir. İnsan, enteresandır. Sıra dışı bir şey de yaşıyorsunuz ama 10 gün sonra gündelik hayatınıza dönebiliyorsunuz. Beni tabii ki etkiledi hastalık, hayat durdu. Ondan sonra hayata bakışımda ufak değişiklikler oldu. Bazı şeylere önem vermez oldum.
- Rahatsızlığınız, çok çalışmanın, çok düşünmenin tetiklediği bir durum muydu?
- Hayır değildi. Sağlıklı olduğunu sanan herkeste olabilecek bir şey.
- Sonrasında ne kadar dinlendiniz?
- Hâlâ dinleniyorum (gülüyor). 15-20 gün sonra başladım yazmaya.
- Bu senaryo ne zaman yazıldı?
- Ezel'den öncesinde fikri vardı. Üç-dört sene önce tasarlanmıştı. Ali Gündoğdu ile çalışmaya karar verdiğimizde, iki sene önceydi. Bir buçuk senelik bir hazırlık süreci var.
- Uçurum'da alıştığımız dizi klişelerinden farklı bir şey görecek miyiz?
- Klişe iyidir, yaratıcılığın başlangıcıdır. Klişenin klişe olmasının bir sebebi vardı; hepimizi tekrar tekrar ilgilendirir. Yazarlık, klişeyi nasıl anlatacağınızda devreye girer. Buradaki hikayede, Adem ve Eva arasındaki ilişkide bir duvar var ve o duvar, temel kültür duvarı. Alakası olmayan iki insan bir arada. Bir aşk seyrediyor olacağız ama çok uzak iki insanın ortak noktasını da bulacağız.
80 dakikalık dizi insan doğasına aykırı
- Kerem Deren denince, Pınar Bulut'u düşünmeden olmuyor. Pınar Bulut niye senarist olarak yok bu işte? Küs müsünüz?
- Yoo, o da burada (gülüyor). Ayrı yazarlarız, o da başka bir iş yapıyor. Zaten günün pek çok saati birlikteyiz. Bu işte de birbirimizin akıl hocasıyız. Pınar, Suskunlar diye başka bir iş yapacak. Ama Uçurum'un birinci bölümünu çoğunlukla Pınar yazdı. Birbirini destekleyen iki ayrı yazarız.
- Zamanında tiyatro oyunları yazdınınız. Bu bir avantaj mı dizi sektörü için, yoksa dezavantaj mı?
- Avantajı da var, dezavantajı da. Tiyatro, derinliği olan bir yer. Sonuçta orada aksiyonun bir esprisi yok, insan duygusunun derinliğinin bir esprisi var. Tiyatro sahnesinde her şeyi bu duyguyu yakalamak için yapıyorsunuz, televizyonda da eksik olan bir şey bu. Ama tiyatro gerçek hayat değil. Televizyon gerçek hayattır.
- Sinemaya dair planınız var mı? Çünkü dizi, insanın belli konulara, belli sınırlar içinde girebileceği bir alan...
- Şu anda yazdığım bir sinema senaryosu var. Eylülde çekeceğiz. Tersten bir aşk hikayesi.
- Dizide bazı konularda kendinizi sansürlenmiş hissediyor musunuz?
- Biz şanslılardanız. Ezel'i yazarken de, Uçurum'u yazarken de, çalıştığım kanallar beni sansürlemedi. 'Bunu yapmayalım,' diye bir şeyle uğraşmadım. Ama mecra olarak televizyon, sınırlamaları güçlü olan bir yer. Otosansür oluyor.
- Siz dizi izler misiniz?
- Türk dizilerini izleyemiyorum. Sıkılıyorum. Son enteresan geliyor, ilk bölüm beni çok bağlamadı ama ikinci bölümden bakınca, çok etkin bir iş. Son, televizyonculukta geldiğimiz noktayla ilgili bir iş. Behzat Ç'yi seviyorum, çünkü doğallığı hoşuma gidiyor. 80 dakika bir diziyi izlemek insan doğasını aykırı geliyor.
- Peki ya 80 dakikalık bir diziyi yazmak?
- Bunun üstüne konuşmamak gerek. 80 dakika, haftalık pratiğe girdiğiniz zaman, günde 20-30 sayfa yazacaksınız demek; bu insanüstü bir şey.
- Nasıl bir tempoya gireceksiniz?
- Haftada çok saat çalışacağım, alıştık buna artık. Günde 14-15 saat çalışıyoruz.
Uçurum neden izlenmeli
- Ezel'in senaristi Kerem Deren yazdığı için.
- Mehmet Ali Nuroğlu, Selçuk Yöntem, Erdal Yıldız, Esra Ronabar oynadığı için.
- Şehrin içindeki uçurumlara düşen insanların yaşam öykülerini öğrenmek için.
- Yönetmenliğini Cem Karcı üstlendiği için.
İtalyan oyuncular rol alıyor
Türkiye'de adını Claudia Cardinale ve İsmail Hacıoğlu'yla birlikte rol aldığı Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak filmiyle duyuran; Sanguepazzo filminde Monica Belluci ile olan sevişme sahnesi ile keşfedilen, yarı Balkan, yarı İtalyan oyuncu Lavinia Longhi de kadroda. Onun yanı sıra, yine bir İtalyan güzelinin, Denise Capezza'nın da rol aldığı dizinin çekimleri İstanbul'da devam ediyor. Uçurum, günlük hayatımızın hemen arka tarafında, gölgede kalan tarafında, ama hemen yanı başımızda, tanımadığımız, bilmediğimiz karanlık dünyaları anlatıyor. Gündelik hayatın içinden teğet geçtiğimiz tehlikeler, uçurumun eşiğine gelmiş insanların yaşamlarından kesitler yer alıyor. Dizinin söylemi şu: 'Evimiz, işimiz, ailemiz, arkadaşlarımız, maaşımız, sigortamız, köpeğimiz, her gün tekrar ettiğimiz korunaklı hayatımız aslında bizi tehlikeden koruyamıyor. Hepimiz görmediğimiz bir uçurumun kenarında sürdürüyoruz hayatımızı. Bir yanlış yol, bir geç kalmış adım, bir talihsiz kaza ve hepimiz, en yukarıdaki, en mutlu, en güçlü olanımız bile, bir gün o uçurumdan aşağı düşebilir.'
Uçurum Dizisi 2. Afiş
Resim'e tıklayarak büyütebilirsiniz..
Süreç Film'in yapmış olduğu Uçurum dizisinin 2. afişi sizlerle.
Devamını Oku
Süreç Film'in yapmış olduğu Uçurum dizisinin 2. afişi sizlerle.
Uçurum'a Çek Taksi!
atv'nin yakında başlayacak olan dizisi 'Uçurum'un çekimleri sürüyor. Senaryosunu 'Ezel'in senaristi Kerem Deren'in kaleme aldığı dizide Mehmet Ali Nuroğlu bir taksiciyi canlandırıyor.
Devamını Oku
UÇURUM'un Ağrı ve Moldova çekimleri tamamlandı
Taksi Şoförü Adem'in Ağrı'da Gerçekleştirilen Askerlik Çekimlerinde Duygusal Anlar Yaşandı…
atv'nin adından sıkça söz ettirecek ve 2012 yılına damgasını vuracak yeni dizisi Uçurum'un Moldova ve Ağrı çekimleri tamamlandı. Ağrı'da üç gün kalan dizi ekibi Adem karakterine hayat veren Mehmet Ali Nuroğlu'nun askerlik çekimlerini yaptı… Nuroğlu ve çekim ekibi, Doğu'da vatani görevlerini yerine getiren Mehmetçiklerin hislerine tercüman olacak sahnelerde duygusal anlar yaşadı… Ağrı'daki çekimlerin ardından ekip, Moldova'ya hareket etti. Altı gün süren Moldova çekimlerinde ise dizide iki kardeşi canlandıran İtalyan oyuncular Lavinia Longhi ve Denise Capezze'nin çekimleri yapıldı.
Ünlü İtalyan Yıldızlar Lavinia Longhi ve Denise Capezze, Güzellikleriyle Olduğu Kadar Yetenekleriyle de Göz Kamaştırıyor…
Çekimleri halen İstanbul'da devam eden Uçurum'da Mehmet Ali Nuroğlu cesur, yardımsever bir taksiciyi, Lavinia Longhi Moldova'da tıp eğitimi almış, maddi nedenlerden dolayı Türkiye'ye kardeşiyle birlikte gelmek zorunda kalmış Eva isminde genç ve güzel bir kadını, Denise Capezze ise Longhi'nin Felicia isimli kardeşini canlandırıyor.
Uçurumun Eşiğine Gelmiş İnsanların Yaşamlarından Kesitleri Ekranlara Yansıtıyor…
Yakında atv ekranlarına gelecek Uçurum'da, günlük hayatımızın hemen arka tarafında, gölgede kalan tarafında, ama hemen yanı başımızda, tanımadığımız, bilmediğimiz karanlık dünyalar… Gündelik hayatın içinden teğet geçtiğimiz tehlikeler… Ve uçurumun eşiğine gelmiş insanların yaşamlarından kesitler ekranlara gelecek…
Yapımcılığını Süreç Film/Ali Gündoğdu, yönetmenliğini Cem Karcı'nın üstlendiği dizinin senaryosunu ise Ezel'in senaristi Kerem Deren kaleme alıyor.
Ülkemizin ve İtalya'nın ünlü sanatçılarının bir araya geldiği dizide Mehmet Ali Nuroğlu, Lavinia Longhi ve Denise Capezze'nin yanı sıra Selçuk Yöntem, Erdal Yıldız, Esra Ronabar, Enis Arıkan, Duygu Yetiş, Alican Albayrak, Akın Saatçi, Şükrü Özyıldız, Zeynep Köse, Ozan Uygun ve Kaya Akkaya da rol alıyor…
Devamını Oku
atv'nin adından sıkça söz ettirecek ve 2012 yılına damgasını vuracak yeni dizisi Uçurum'un Moldova ve Ağrı çekimleri tamamlandı. Ağrı'da üç gün kalan dizi ekibi Adem karakterine hayat veren Mehmet Ali Nuroğlu'nun askerlik çekimlerini yaptı… Nuroğlu ve çekim ekibi, Doğu'da vatani görevlerini yerine getiren Mehmetçiklerin hislerine tercüman olacak sahnelerde duygusal anlar yaşadı… Ağrı'daki çekimlerin ardından ekip, Moldova'ya hareket etti. Altı gün süren Moldova çekimlerinde ise dizide iki kardeşi canlandıran İtalyan oyuncular Lavinia Longhi ve Denise Capezze'nin çekimleri yapıldı.
Ünlü İtalyan Yıldızlar Lavinia Longhi ve Denise Capezze, Güzellikleriyle Olduğu Kadar Yetenekleriyle de Göz Kamaştırıyor…
Çekimleri halen İstanbul'da devam eden Uçurum'da Mehmet Ali Nuroğlu cesur, yardımsever bir taksiciyi, Lavinia Longhi Moldova'da tıp eğitimi almış, maddi nedenlerden dolayı Türkiye'ye kardeşiyle birlikte gelmek zorunda kalmış Eva isminde genç ve güzel bir kadını, Denise Capezze ise Longhi'nin Felicia isimli kardeşini canlandırıyor.
Uçurumun Eşiğine Gelmiş İnsanların Yaşamlarından Kesitleri Ekranlara Yansıtıyor…
Yakında atv ekranlarına gelecek Uçurum'da, günlük hayatımızın hemen arka tarafında, gölgede kalan tarafında, ama hemen yanı başımızda, tanımadığımız, bilmediğimiz karanlık dünyalar… Gündelik hayatın içinden teğet geçtiğimiz tehlikeler… Ve uçurumun eşiğine gelmiş insanların yaşamlarından kesitler ekranlara gelecek…
Yapımcılığını Süreç Film/Ali Gündoğdu, yönetmenliğini Cem Karcı'nın üstlendiği dizinin senaryosunu ise Ezel'in senaristi Kerem Deren kaleme alıyor.
Ülkemizin ve İtalya'nın ünlü sanatçılarının bir araya geldiği dizide Mehmet Ali Nuroğlu, Lavinia Longhi ve Denise Capezze'nin yanı sıra Selçuk Yöntem, Erdal Yıldız, Esra Ronabar, Enis Arıkan, Duygu Yetiş, Alican Albayrak, Akın Saatçi, Şükrü Özyıldız, Zeynep Köse, Ozan Uygun ve Kaya Akkaya da rol alıyor…
Uçurum Dizisi İçin İlginç Tanıtım
Uçurum dizisi için ilginç tanıtım
Ocak ayında atv ekranlarında başlayacak Uçurum dizisi için ilginç gazete ilanları tasarlandı.
Medyatava'nın haberine göre yapımcılığını Süreç Filmin üstlendiği dizinin ilk ilan tasarımı Sabah Gazetesinin İstanbul sayfasında yer aldı.
Üzerinde Sahte damgası olan bir vatandaşın kimliği gazetenin sol alt köşesine yerleştirildi. Başarılı oyuncu Erdal Yıldız'ın fotoğrafının yanında Yaman Çetin yazan bir kimlik, otel ve pavyon işletmecisi ?Yaman?ı canlandıracak Erdal Yıldız?ın karakteri hakkında önemli bir ipucu veriyor.
Dizinin ikinci ilanı ise ertesi gün yine Sabah Gazetesi'nde Günün İçinden sayfasında yer aldı. Sayfada Mehmet Ali Nuroğlunun fotoğrafıyla birlikte yer alan Adem Sır adlı karakterin sürücü belgesinin üzerine ise Aranıyor? yazıldı.
Önümüzdeki günlerde de gazete sayfalarında karşılaşabileceğiniz bu ilanların her biri karakterler hakkında önemli bir ipucu veriyor.
Çekimleri Moldova, Ağrı ve İstanbul arasında geçecek dizinin hikayesi Moldova dan Türkiye ye gelen iki kadının hayatını ve burada yaşadıklarını konu alıyor.
Cast seçmeleri geçtiğimiz günlerde sona eren ve çekimlerine başlanan dizinin başrolleri arasında Mehmet Ali Nuroğlu, Erdal Yıldız ile Selçuk Yöntem var.
Mehmet Ali Nuroğlu Adem karakteri ile cesur, yardımsever bir taksiciyi, Erdal Yıldız otel ve pavyon işletmecisi Yaman'ı, Selçuk Yöntem ise Arif karakterini canlandırmaya hazırlanıyor.
Devamını Oku
Ocak ayında atv ekranlarında başlayacak Uçurum dizisi için ilginç gazete ilanları tasarlandı.
Medyatava'nın haberine göre yapımcılığını Süreç Filmin üstlendiği dizinin ilk ilan tasarımı Sabah Gazetesinin İstanbul sayfasında yer aldı.
Üzerinde Sahte damgası olan bir vatandaşın kimliği gazetenin sol alt köşesine yerleştirildi. Başarılı oyuncu Erdal Yıldız'ın fotoğrafının yanında Yaman Çetin yazan bir kimlik, otel ve pavyon işletmecisi ?Yaman?ı canlandıracak Erdal Yıldız?ın karakteri hakkında önemli bir ipucu veriyor.
Dizinin ikinci ilanı ise ertesi gün yine Sabah Gazetesi'nde Günün İçinden sayfasında yer aldı. Sayfada Mehmet Ali Nuroğlunun fotoğrafıyla birlikte yer alan Adem Sır adlı karakterin sürücü belgesinin üzerine ise Aranıyor? yazıldı.
Önümüzdeki günlerde de gazete sayfalarında karşılaşabileceğiniz bu ilanların her biri karakterler hakkında önemli bir ipucu veriyor.
Çekimleri Moldova, Ağrı ve İstanbul arasında geçecek dizinin hikayesi Moldova dan Türkiye ye gelen iki kadının hayatını ve burada yaşadıklarını konu alıyor.
Cast seçmeleri geçtiğimiz günlerde sona eren ve çekimlerine başlanan dizinin başrolleri arasında Mehmet Ali Nuroğlu, Erdal Yıldız ile Selçuk Yöntem var.
Mehmet Ali Nuroğlu Adem karakteri ile cesur, yardımsever bir taksiciyi, Erdal Yıldız otel ve pavyon işletmecisi Yaman'ı, Selçuk Yöntem ise Arif karakterini canlandırmaya hazırlanıyor.
































































